Sedef hastalığı nedir?    

Sedef hastalığı beyaz pullu kırmızı yaralar ile seyir gösteren kronik bir hastalıktır. Dermatolojik adı “psoriasis” dir. Kırmızı renkte yaralar üzerinde gümüş renkli kabuk ve kepeklenmeler görülür. Dermatolojik olarak bağışıklık hücrelerinin aracılık ettiği yangısal bir hastalık olarak bilinir. Eklem ağrısı ve eklem iltihabı da zaman zaman sedef hastalığına eşlik edebilmektedir. Kronik seyirli olmasının yanı sıra hastalık, hastaların yaşam kalitesini oldukça düşürmektedir. Hem yaralarda ağrı ve kanama, zaman zaman da kaşıntı olabilmesi hastaların yaşam kalitesini düşürür, hem de çevredeki insanlar tarafından yaraların garipsenmesi sosyal hayatta hastaların zaman zaman dışlanmasına sebep olabilmektedir.  

 

Yaygın bir hastalık mıdır? 

Sedef hastalığının dünyada görülme sıklığı %2 ile %3’tür. Kutup bölgelerinde daha sık görülen bir hastalık olmasına rağmen tropikal ve subtropikal bölgelerdeki görülme sıklığı da yadsınamaz. Fakat sıcak iklimlerde görülme sıklığı daha azdır. İskandinav ülkelerinde görülme sıklığı çok yüksektir. Eskimo, zenci, Kızılderili ve sarı ırkta nadir görülür. Hastalık her iki cinste de eşit sıklıkta görülmekle beraber, kadınlarda daha erken yaşlarda başlar. Sedef hastalığının sıklığı 30-40’lı yaşlarda artar. Ülkemizde tahmini olarak 1-1.5 milyon sedef hastası bulunmaktadır.

 

Belirtileri nelerdir? 

Sedef hastalarında kırmızı, deriden hafifçe kalkmış, kırmızı lekeler üzerinde gümüş renkli pullanmalar, etraf deride kaşıntı ve yanma görülür. Yaraların üzerindeki kepeklenmeler künt bir cimle kazındığı zaman, etrafa mum parçaları gibi döküldüğü görülür. Kazıma işlemine biraz daha devam edildiğinde küçük kanama odakları gözlenir. Bunlar sedef hastalığının tipik belirtileridir. Saçlı deriden tutun da ayak tabanına kadar her yeri tutabilir. Genital bölgede de parlak kırmızı renkte yaralar olarak görülür. Ayrıca eklemleri tutan sedef hastalığında eklem ağrısı ve eklemde şekil bozukluğu görülebilir.

 

Hangi sebeplerle ortaya çıkıyor? 

Sedef hem genetik hem de çevresel faktörlerin etkili olduğu bir hastalıktır. Sedef bir dereceye kadar genetik geçişli bir hastalıktır. Ailesinde sedef olan kişilerde sedef görülme sıklığı artmıştır. Hem anne hem de babasında sedef olan kişilerde, ortaya çıkma oranı daha yüksektir. Genellikle 20 yaşından önce başlayan sedeflerde genetik faktörler etkilidir; 40 yaşından sonra ortaya çıkanlarda ise psikolojik etkenler önemli rol oynar. Ayrıca stres, bakteriyel ve viral infeksiyonlar, sigara tüketimi, travma sedef hastalığı gelişimini hızlandırır. Sedef, psikosomatik hastalıkların başında gelir. Üzüntü, stres, depresyon hastalığı şiddetlendirir. Sağlam derinin travmaya uğraması, tahriş edilmesi yaraların çıkışını hızlandırır. Bazı ilaçların kullanılması da sedef yaralarını artırır.

Stres sedefte ne kadar etkilidir? 

Sedef hastalığı stres nedeniyle ortaya çıkabileceği gibi, stres sedef ataklarının görülmesine de neden olabilir. Majör bir psikolojik travmadan sonra birden ortaya çıkan vakalar vardır. Sedef hastalarının tedavisinde psikolojik destek ve stres yönetimi önemlidir. Yapılan çalışmalarda psikiyatrik destek alan hastaların diğer hastalara göre daha hızlı iyileştiği saptanmıştır. Yoga ve meditasyon sedef hastalarında fayda sağlamaktadır. Depresyon, üzüntü ve kaygılar sedef yaralarının artmasına ve tedaviye dirence neden olabilirler.

Hastalığın çıkışını başka hangi faktörler kolaylaştırır? 

Travma bu faktörlerin başında gelmektedir. Bundan dolayı diz, dirsek, bel ve saçlı deri gibi travmaya maruz kalan bölgelerde sedef hastalığı en sık görülür. Deri kuruluğu ve kaşıntı da aynı mekanizmayla yaraların ortaya çıkmasını kolaylaştırır. Eğer hastanın derisi kuruysa mutlaka uygun bir nemlendirici kullanmak gerekir. Sigara bir diğer tetikleyici faktördür. Özellikle kadınlarda ve el ve ayak tabanındaki sedef yaralarının ortaya çıkmasında etkilidir.  Alkol keza bir diğer faktördür. Bir takım kalp, tansiyon, antibiyotik ve psikiyatrik ilaçlar da yaraları artırabilir. Şişmanlık (obesite), bakteriyel ve viral infeksiyonlar sedef gelişimini kolaylaştıran diğer etkenlerdendir.

Hangi infeksiyonlar sedef için risk faktörüdür? 

Sedef hastalığı, beta hemolitik streptokok isimli bakterilere bağlı boğaz infeksiyonu sonucunda ortaya çıkabilir veya şiddetlenebilir. Bu infeksiyona bağlı gelişen sedef hastalığı klasik formun aksine daha küçük yaralar ile seyreder. Daha çok çocuklarda ve gövdede kırmızı 3-5 mm çapında yaralar tarzında ortaya çıkar. Ayrıca, bu tür sedef kalıcı olmayabilir, tedaviye çok çabuk cevap verir.

Genellikle hangi yaş grubunda görülür? 

Sedef hastalığı her yaş grubunda görülebilir. Sedef hastalığı 15-20 yaş civarında başlayıp 30 ila 40 yaşlarında zirve yapar. Nadiren bebeklerde ve yaşlılarda da sedef görülebilir. Gebelik sırasında da hormonların etkisi ile sedef artış gösterebilir.

Tehlikeli midir? 

Tehlikeli, ileride kansere dönüşen bir hastalık değildir. Kronik yangıya sebep olması nedeniyle sedef hastalığı vücutta oksidatif strese yol açar. Bu strese bağlı olarak damar sertleşmesi olarak bilinen ateroskleroz, hipertansiyon, şeker hastalığı, insülin direnci gibi metabolik hastalıklar gelişebilir. Metabolik sendrom denilen bu durumda sedef hastalarında karın obesitesi de görülür. Bu hastalar karın bölgesi yağlanan, şişman kişilerdir. Sedef hastalarının kalp hastalıkları nedeniyle ölüm oranı, normal insanlara göre çok daha fazladır. Ayrıca, sedefin eklemleri tutan formu kalıcı eklem hasarına ve sakatlıklara yol açabilir.

 

Vücudun hangi bölgelerinde görülür? 

Sedef hastalığı travma ile tetiklendiği için diz ve dirsek gibi travmaya açık alanlarda sıklıkla görülür. Sağlam bir deriyi künt bir cisimle travmatize ederseniz, 15 gün sonra bu alanlarda sedef yaralarının çıktığını görürsünüz. Ayrıca, bel bölgesinde, saçlı deride, kulak arkalarında, burun kenarlarında ve göğüste de yaygın pullu plaklar gözlenebilir. Saçlı deri dışına taşan kalın kabuklu kepekli yaralar görülür. Koltuk altı, kalça, genital bölgede de sedef görülebilir; ancak buralardaki yaralar vücudun diğer bölgelerinin aksine yaygın pullu değil nemli, kokulu ve zaman zaman kanamalıdır. Sedef hastalığı tırnakları tuttuğu zaman, tırnak yüzeyinde küçük çukurcuklar görülür.

 

Sedef kadınlarda daha sık mı görülüyor?

Sedef hastalığının tüm dünyada 125 milyon kişiyi etkilediği tahmin edilmektedir. Ülkemizdeki görülme sıklığı ise %1-3 arasındadır. Kadınlarda ve erkeklerde eşit sıklıkta görülürken en sık 15-35 yaş arasını etkiler. Kadınlarda daha erken yaşlarda başlar. Bunun yanında bebekler ve yaşlılar dahil her yaş grubunu etkileyebileceği akılda tutulmalıdır.

 

Tüm sedefler birbirine benzer mi?

Sedefin değişik şekilleri vardır. Klasik sedef hastalığında, üzeri beyaz kepekli kırmızımtırak yaralar vardır. Bunun haricinde küçük sivilce benzeri ya da yaygın kırmızı deri tipleri de vardır. Bazen de sadece avuç içi veya ayak tabanlarında yaralar tarzında ortaya çıkabilir. Hastalık seyri gereği hafif, orta ve ciddi olabilir. Hafif hastalıkta genellikle yaşamı büyük oranda etkilemeyecek kadar deri tutulumu varken; ciddi hastalıkta hareketi ve sosyal yaşamı etkileyecek derecede büyük yaralar, eklem tutulumu, tırnak tutulumu, saçlı deri ve genital bölge tutulumu görülür. Hastaların %75’inde sedef hastalığı hafif seyreder. Bunun dışında farklı yaş gruplarında sedef farklı seyreder. Çocuklarda küçük, kırmızı, üzerinde kepekler olan döküntüler şeklindeyken, yetişkinlerde aynı döküntünün daha büyük ve geniş varyantları görülür. Yaşlılarda ise deri kalınlaşması daha belirginken, atak dönemi dışında genellikle kepeklenme görülmez.

 

Sedef sağlığı nasıl bozuyor?

Sedef hastalığında genetik yatkınlık çok önemlidir. Bunun yanında vücudun bağışıklık sistemi de hastalığı tetikleyebilir. Bunların dışında stres, alkol, sigara, bazı ilaçlar, travma ve viral veya bakteriyel infeksiyonlar sedef hastalığını tetikleyebilir. Hastalık genellikle iyileşme ve alevlenme dönemleriyle karakterizedir. Bu dönemlerin şiddeti ve süresi kişiden kişiye farklılık gösterir.

Son yıllarda yapılan çalışmalar sedefin, sağlığımızı kronik sistemik inflamasyon dediğimiz bir sürece bağlı bozduğu ortaya konmuştur. Sedef romatizması, obesite, şeker hastalığı, hipertansiyon, kolesterol ve kan lipit yükseklikleri yani metabolik sendrom, otoimmün hastalıklar, kalp hastalıkları, akciğer hastalıkları, karaciğer yağlanması ve uyku apnesi de sistemik inflamasyon dediğimiz sürece bağlı oluşur. Bu saydığımız hastalıklar sedefi olan kişilerde olmayanlara göre daha sık görülür.  

 

Romatizmal sedef nedir?

Sedef romatizması, sedef hastalığı olan kişilerde görülen el, ayak, diz, dirsek ve omurgayı tutabilen ve bu eklemlerde ağrı, şişlik ve hareket kısıtlılığına yol açan iltihaplı bir romatizma türüdür. Genellikle bu eklem ağrıları ve tutukluğu sabah görülür. Çoğu zaman deri bulgularından sonra sedef romatizması görülürken, bazen hastalıkla aynı zamanda bazen de deri bulgularından önce de görülebilir. Sedef hastalarının %20-40’ında sedef romatizması görülür. Kadınlarda görülme sıklığı daha fazladır. El ve ayaklardaki küçük eklemleri daha çok tutar.

 

Klasik sedefin, sağlığı bozan sedef türlerine dönüşme riski var mı?

Klasik sedef dediğimiz hastalık deride kırmızı bir zeminde kepeklenme gösteren döküntülere neden olur. Sıklıkla, dirsek, diz üstü, saçlı deri ve bel bölgesinde görülür. Daha nadir olarak kıvrım bölgelerini tutarken ciddi formlarında tüm vücudu tutabilir.

Sedef hastalığı genellikle hafif formda seyreder ve sadece deri bulguları görülür. Çoğu hastada birkaç adet yara tarzında ortaya çıkar ve devam eder. Hastalık ilerleyen dönemlerde eklem tutulumuna sebep olarak sedef romatizmasına neden olabilir. Bunların dışında kronik inflamasyon dediğimiz süreç nedeniyle sedef hastalığına obesite, kalp hastalıkları, şeker hastalığı, hipertansiyon, kolesterol ve kan lipit yükseklikleri yani metabolik sendrom, akciğer hastalıkları ve karaciğer yağlanması eşlik edebilir.

Bunların dışında hastalık deriyi yaygın olarak tuttuğunda tutulan bölgelerin genişliği nedeniyle vücuttan su ve protein kaybına bağlı genel durum bozukluğu, ateş ve infeksiyon görülebilir. Tüm vücutta yaygın akne benzeri küçük yaralar çıkabilir. Hastanın genel durumu bozulur. Bu tarz hastaları mutlaka hastaneye yatırarak tedavi etmek gerekir. Yani hastalık genel olarak hafif formda seyrederken sağlığı bozan sedef türlerine dönüşme riski her zaman göz önünde bulundurulmalıdır.

 

Sedef, hastaları sosyal açıdan nasıl etkiliyor?

Sedef hastalığı kişide hem sosyal hem de psikolojik sorunlara neden olur. Bu bir kısır döngüdür; yaralar arttıkça hastaların psikolojisi bozulur. Bozulan psikoloji yeni sedef yaralarının çıkmasını tetikler. Hastalar hastalığa bağlı mevcut görüntüsü nedeniyle çekingenlik, yalnızlık ve stres yaşayabilir. Özgüvenini kaybedebilir. Hastalar yaralarının görünmesini istemezler. Bu hastalar özellikle döküntülerinin görünebileceği ortamlardan uzak dururlar. Tatillere gitmeye ve yüzmeye çekinirler. Saçlı deri ve tırnak tutulumu gibi ağır seyreden hastalar bütün sosyal ortamlara girmekte problem yaşar ve kendilerini genellikle toplumdan izole ederler.

Yaşadıkları bu stres hastalıklarını daha çok tetikleyebilir. Bu nedenle tedavinin yanında bu stresi azaltmak da büyük önem taşır.

 

Peki hastalık bulaşıcı mıdır?

Sedef hastalığı kesinlikle hiçbir şekilde bulaşmaz, bulaşıcı bir hastalık değildir. Çünkü sedef hastalığı mikrobik bir hastalık değildir. Hastanın normal yaşamını sürdürmesine herhangi bir engel teşkil etmemektedir. Sedefli bir kişi diğer insanların sağlığını tehdit etmez.

 

Sedef sadece tırnaklarda olabilir mi?

Sedef hastalığında el ve ayak tırnakları tutulabilir ve bu tutulum %10-78 arasında görülür. Bu tırnak tutulumu değişik şekillerde olabilir. Tırnak yüzeyinde küçük noktasal çukurcuklar (yüksük tırnak), sarı-kahverengi renk değişimi, tırnakta kalınlaşma, yatay veya uzunlamasına çizgilenmeler ve dalgalanmalar, tırnakta ufalanma, dökülme ve hatta tırnağın tamamının yatağından ayrılması görülebilir.

Tırnak sedefi, deride görülen sedef döküntüleriyle beraber görülebileceği gibi tek başına da görülebilir. Sedef hastalığı sadece tırnakları da tutabilir. Tırnak sedefinin tedavisi daha zordur. Çok daha güçlü tedaviler uygulamak gerekebilir.

 

Saç döküyor mu?

Sedef hastalığı saçlı deride de gümüş renginde plaklara, kabuklanma ve kepeklenmeye yol açar. Saçlı deride şiddetli kaşıntıya neden olur. Bunların dışında saçlı deride yoğun kuruluğa, yanma ve ağrıya neden olabilmektedir. Hastalığın kendisi saç dökülmesine yol açmaz. Ancak hastalığa bağlı görülen plakları sökmeye çalışırken veya kaşırken o bölgede bulunan saçlar da etkilenebilir, dökülebilir. Ama bu dökülme kalıcı değildir. Sedef yaraları iyileştikten sonra tekrar saçlar çıkar. Bunların yanında saçlı derideki sedefi tedavi eden bazı ağızdan alınan ilaçlar da saçta geçici bir dökülmeye yol açabilir.

 

Sedefin özel bir diyeti var mı?

Sedef hastalığının özel bir diyeti yoktur. Sedef hastalığında diyet uygularken, işlenmiş gıdalardan, basit şekerlerden, alkolden, geleneksel süt ürünlerinden, hidrojenlenmiş yağlardan ve kızarmış yiyeceklerden kesinlikle kaçınılmalıdır. Hastaların sigara ve alkolden uzak durmaları önerilir. Bunların dışında balık yağları hastalığa iyi gelebilir. Balık yağı, anti-enflamatuardır ve sedef hastalığının iyileşmesine yardımcı olabilir.

Sedef hastalarının sağlıklı bir yaşam tarzına sahip olması önemlidir. Bu nedenle genel öneriler; doğru beslenme, düzenli uyku ve egzersizdir. Aşırı kilo, atakları tetikleyebileceği ve kıvrım yerlerinin tutulumunu arttırıp, iyileşmesini geciktireceği ve tedaviyi zorlaştıracağı için kilolu hastaların kilo vermesi önerilir.

 

Alkol ve sigara sedef yakınmalarını artırır mı?

Aşırı alkol tüketimi ve sigara sedefin yakınmalarını artıracağı için önerilmez. Günde 20 adetten daha çok sigara kullanımı, ciddi sedef gelişme riskini iki kattan daha fazla artırır. Bu artış özellikle kadınlarda daha belirgindir. Stres nedeniyle hastalar alkol ve sigara içmeye meyilli olurlar. Alkolizm muhtemelen sedef hastalığının hastalığa yakalanan bireylerin üzerindeki psikolojik etkisinden kaynaklanmaktadır. Eğer hastalar alkol ve sigarayı bırakamıyorsa profesyonel destek alabilirler.

 

Güneş sedefe iyi gelir mi?

Güneş ışığı sedef hastalığına iyi gelir. Yaz aylarında sedef hastalarının büyük bir kısmının iyileşme dönemine girmesinin nedeni de budur. Ancak ideal şartlarda ve ideal sürelerde iyi gelir. Hatta hastanelerimizde ultraviyole lambaları içeren fototerapi kabinlerini sedef tedavisinde kullanırız. Yanacak kadar güneşlenmek sedef hastalığını kötüleştirmektedir. Solaryum gibi yapay ışık kabinleri sedef hastalığına iyi gelebilir fakat solaryumların deri kanseri yapma özelliklerinden dolayı tercih etmeyiz.

 

Peki ideal güneşlenme nasıl olmalı?

Deriyi güneşin zararlı etkilerine karşı korumak için güneşlenme süresi ve güneşlenme saati oldukça önemlidir. Saat 11.00-15.00 arası güneş ışınları yeryüzüne dik açıyla ulaştığı için bu saatler arasında güneşlenme önerilmemektedir. Bu saatlerde güneşin altında kalmak, tansiyon vs gibi problemlere de yol açabilir. Bu saatlerin dışında günde 30 dakika arasında güneşlenme sedefe iyi gelecektir. Aynı zamanda vücudumuzun ihtiyaç duyduğu D vitamini sentezini de sağlayacaktır.

 

Kış aylarında özel bakım gerektirir mi?

Kış aylarında nem azaldığı için deride kuruluk artar. Derimizin kuruması kaşıntıyı tetikler. Kaşıntı ve travma yeni sedef yaralarının çıkmasına neden olur. Ayrıca kış mevsiminde stres yükü de artar. Sedef hastalığı da dahil olmak üzere bir çok dermatolojik hastalık bu nedenle kış aylarında alevlenir.  Derideki kuruluk kaşıntıyı arttıracağı için kış aylarında deriyi uygun bir nemlendirici ile nemlendirmek hem derimizin bariyer tabakasını onaracaktır hem de kaşıntıya engel olacaktır.

 

Sedef hastası hamile kalabilir mi?

Sedef hastalarının hamile kalmalarında herhangi bir sakınca yoktur. Bu hastalığın anneye de, bebeğe de bir zararı yoktur. Dahası anne karnındaki bebeğe sedef bulaşmaz. Hamilelik döneminde bazı hastalar iyileşme dönemine girerken bazıları da alevlenme dönemine girer. Tedavi seçenekleri hamile kadınlarda sınırlı olduğu için hastalığı yönetmek biraz daha zor olabilir fakat bu durum hastanın gebe kalması için bir engel teşkil etmez. Gebe kadınlara hem anneye hem de bebeğe zarar vermeyecek ilaçlar seçeriz.

 

Hastalar normal görevlerini yapabilir mi?

Sedef hastalarının büyük çoğunluğu hastalığı hafif geçirdikleri için normal görevlerini yapabilirler. Döküntüler görünür bölgelerdeyse hastaların çalışma ve sosyal hayatını olumsuz etkileyebilir. Hastaları deprese, asosyal ve içine kapanık bir kişi yapabilir. Eğer döküntüler hastanın vücudunun büyük bir bölümünü kaplarsa hastanın çalışma ve sosyal hayatını etkileyebilir. Bu atak dönemleri geçici olduğu için iyileşme döneminde hastalar normal çalışma hayatlarına dönebilirler. Tırnak sedefi olan hastalar, elle yaptıkları  işlerde zorlanabilirler. Tırnaklarındaki şekil bozukluğundan dolayı utanç duyabilirler.

Sedef romatizması olan hastaların bazılarının eklem tutulumu kalıcı olduğu için yaptığı işe bağlı olarak sürekli bir şekilde çalışma hayatından uzaklaşabilir. Sedef romatizması ağrı yapabilir ve hareket kısıtlılığına neden olabilir.

 

Sedefe yakalanacak insanlar biliniyor mu?

Sedef hastalığına kimin yakalanacağını bilmek mümkün değildir. Hastalığın kalıtımsal özelliği olduğu için anne ve babasında sedef olan kişilerde sedef hastalığı görülme riski daha yüksektir fakat bu çocuğun kesin sedef olacağı anlamına gelmez. Her iki ebeveyn de sedef hastasıysa, çocukta sedef görülme riski %41’dir. Ebeveynlerden biri hastaysa, çocuğun sedef olma ihtimali %14’tür. Eğer babada hastalık varsa, sedef daha yüksek oranda çocuğa geçer. Vakaların üçte birinde ailede sedef görülürken sedefin kalıtım şekli hala bilinmemektedir.

 

Sedefin belirtilerinin ortaya çıkmasında sürekli kullanılan ilaçların etkisi var mı?

Bazı hastalarda sedefi tetikleyen faktör olarak kullanılan ilaçlar gösterilmiştir. Sedef hastalığını tetikleyen ilaçlar arasında lityum, beta blokörler, sıtma ilaçları, iyodürler, interferon, progesteron ve bazı biyolojik ilaçlar yer alır. Bu tedavileri kullandığı sırada hastalığın alevlenmesi çok önemlidir. Bu yüzden sedef hastalarının kullandığı ilaçlar mutlaka sorgulanmalıdır. Sadece tetikleyen ilacı kesmekle bile hastalığı tedavi etmiş olursunuz.

 

Hastalığı kalıcı biçimde yok edecek tedavi yöntemi var mı?

Yoktur. Sedef hastalığı iyileşme ve ataklarla seyreden kronik bir hastalıktır. Genellikle ömür boyu sürer. Amaç hastalığı tedavi etmek, belirtileri ve yaraları ortadan kaldırmaktır. Ne kadar uzun süre yarasız bir şekilde hasta yaşarsa başarı odur. Hastalığı baskılayacak birçok yerel ve sistemik tedavi mevcuttur. Hastalık bu tedavilerle genellikle kontrol altında tutulur fakat bu tedavilerin hiçbiri hastalığı tamamen ortadan kaldırmaz. Bazı hastalarda tedavisiz bir şekilde hastalık yıllarca sessiz kalabilmektedir. Ama sedefin kronik bir hastalık olduğunu ve yıllar süren iyileşme dönemlerini alevlenme döneminin takip edebileceğini unutmamak gerekir.

 

Sedefin tedavisinde Sivas-Balıklı Kaplıca’nın etkinliği ne derecedir?

Sivas ilimizin Kangal ilçesinde bulunan balıklı kaplıcanın içinde yer alan balıklar 37 derece sıcaklıkta yaşayabilen tek balık türüdür. Bu kaplıcadaki suyun içerisinde selenyum, silisyum ve çeşitli mineraller bulunur. Balıkların kepekleri temizlemesi, suda bulunan selenyum, yüksek rakımdaki doğal ultraviyolesi ile sedef tedavisinde olumlu sonuçlar elde edilmektedir. Kaplıca ve iklim tedavisi uzun yıllardan beri çeşitli hastalıkların tedavisinde uygulanan yöntemlerdendir. Ülkemizde de balıklı kaplıca bu amaçla yoğun olarak kullanılmaktadır. Artık bu tedavi için hastalarımızın Sivas’a gitmesine gerek kalmamıştır. Üniversitemiz Avcılar yerleşkesinde kurulan GETAT (Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp  ) merkezinde, balık tedavisi uygulanmaya başlamıştır.

 

Sedef ömrü kısaltır mı?

Sedef hastalığının hafif formları ömrü kısaltmazken ciddi formları ömrü 5 yıl kadar kısaltabilir. Fakat erken başlangıçlı tedavi ile bunun önüne geçmek mümkündür. Sedef hastalığı olan kişilerde özellikle, iskemik kalp hastalığı, inme, hipertansiyon, dislipidemi, Tip II diyabet ve Crohn hastalığı riskleri artmıştır. Bu hastalıklar eşlik ediyorsa hastaların yaşam süresi bu hastalıklara bağlı olarak da azalabilir.

 

Sedef tanısı nasıl konuluyor?

Sedef hastalığının tanısı dermatolog tarafından yapılan deri muayenesi ile konur. Bu deri muayenesi cildin, saçlı derinin ve tırnakların muayenesini içermektedir. Ailede sedef hastalığı öyküsü olması da tanı basamaklarına yardımcı olur. Deride kırmızı renkli, üzerinde gümüş renkli pullanmalar (kepeklenmeler) olan plak dediğimiz deriden kabarık yaralar izlenir ve şiddetli kaşıntı eşlik eder. Bu en sık form olmakla birlikte başka sedef tipleri de olabilir. Bu yaralar en sık dizlerde, dirseklerde, genital bölgede, kalça bölgesinde ve saçlı deride görülür. Sedef tanısı düşündüğümüz hastalarda tırnakların muayenesi de çok önemli bir yer tutmaktadır. Tırnak muayenesinde her hastada olması şart olmayan ancak yine de sıklıkla gördüğümüz minik çukurcuklar (yüksük tırnak), sarı/kahverengi renk değişimi, tırnakta boşalma ve kalınlaşmalar saptanabilir. Dermoskopi dediğimiz, derinin yüzeysel mikroskobik incelemesini hemen muayene sırasında yaparak tanıyı destekleyici bulgulara ulaşmak mümkündür. Dermoskopik muayene girişimsel bir işlem değildir ve ağrısızdır. Şüphede kalınan bazı vakalarda özel bir alet yardımıyla yaklaşık 4 mm çapında küçük bir deri biyopsisi alınabilir. Biyopsi alınmadan önce bölge lokal anestezi ile uyuşturulur ve hasta işlem sırasında veya sonrasında herhangi bir ağrı duymaz.

 

Sedef nasıl tedavi ediliyor?

Sedefin tedavisine başlamadan önce bu durumun kronik bir hastalık olduğu ve bulaşıcı olmadığı konusunda hastalar bilgilendirilmedir. Sedef hastalığında tedavi kararını belirlemede hastalığın tutulum yeri ve yaygınlığı önemlidir. Tedavi kararı verilirken hasta ile hekimin ortak bir programda anlaşması tedaviye uyum açısından çok gereklidir. Bu hastalığın tedavisinde en önemli amaçlardan biri hastanın yaşam kalitesini artırmaktır. Sedef hastalığında tedavi kararı, adeta terzinin o kişiye özel bir kıyafet dikmesi gibi hastaya özel bir kişiselleştirilmiş tedavi uygulanır. Bu kararda hastanın cinsiyeti, yaşı, tedaviden beklentisi, yaraların yaygınlığı, hastanın tedaviye uyumu değerlendirilir. Kaşıma gibi sedefi artırıcı travmalardan kaçınmak, deriyi uygun bir nemlendirici ile nemlendirmek tedavi basamağının birinci aşamasıdır. Hastanın ihtiyacına göre bir basamak tedavisi uygulanır. Basit yerel tedavilerden, yapma ilaçlardan, daha modern biyolojik ajanlara kadar uzayan bir tedavi şeması vardır. Yerel tedavide kortizonlu kremler, D vitamini içeren kremler, kalın kabuklar varsa keratolitik denilen soyucu kremler ve bazen katran içeren kremler kullanılabilmektedir. Yerel tedaviler etkisiz olduğunda bazı tablet ve iğneler, fototerapi dediğimiz ışık tedavisi veya biyolojik ajanlar kullanılabilmektedir.

 

Fototerapi nedir?

Türkçe tam karşılığı “ışık tedavisi” demektir. Fototerapide UVA veya UVB gibi güneş ışınları taklit edilerek hastalar tedavi edilir. Fototerapide genellikle UVB ışığı kullanılmaktadır ve uygulama için solaryuma benzer kabinler kullanılır. Bölgesel uygulamalar için küçük cihazlar tercih edilebilir. Fototerapi tek başına kullanılabildiği gibi şiddetli vakalarda yüksek doz A vitamini gibi bazı ilaçlarla da birlikte kullanılabilmektedir. Fototerapi hekim kontrolünde uygulanan ve haftada birkaç gün hastaneye gelmeyi gerektiren bir tedavidir. Fototerapi sonrasında hastaların derisinde kızarıklık oluşabilir ancak bu durum geçicidir. Fototerapi alan hastalarda derinin uygun nemlendirilmesi, tedavinin etkinliğini artırmada ve yan etkileri azaltmada oldukça önemli bir yer tutmaktadır.

 

PUVA nedir?

PUVA tedavisi psoralen ve UVA kelimelerin birleştirilmesinden oluşur. Aslında bir fototerapi metodudur, ışık tedavisidir. Radyoterapide kullanılan “ışın tedavisi” ile karıştırılmamalıdır. Ağızdan tablet olarak verilen psoralen denilen madde deri hücrelerinde UVA ışınlarına duyarlılığını artırmaktadır. Hasta özel bir kabine girer ve yaralarına ışık tedavisi uygulanır. Özellikle krem ve UVB tedavisine yanıt alınamayan, lezyonları büyük ve yaygın olan hastalarda iyi bir tercihtir. PUVA tedavisi hastanın cilt tipi ve rengine göre belirlenir ve sonra doz tedricen artırılır. Başarı oranı yüksek bir tedavidir ancak çocuklarda, gebelerde ve emziren annelerde kullanılmamaktadır. Tedavi sonrasında kızarma ve kaşıntı görülebilir, derinin nemlendirilmesi bu nedenle önemlidir. Uzun süreli kullanımda deri renginde koyulaşma, çillenme ve lekelenme görülebilir.

 

Uzun süre PUVA tedavisinin cilt kanseri riskini artırdığı doğru mu?

Melanom da dahil olmak üzere deri kanserlerinin riski PUVA tedavisi ile artmaktadır. Bu noktada hastanın hayatı boyunca aldığı toplam PUVA doz sayısı önemlidir. Bu risk 200’den fazla seans alan hastalarda daha fazladır. Bahsedilen tüm bu deri kanserlerinin güneş ışığına maruziyet ile de artacağı ayrıca unutulmamalıdır. PUVA tedavisi alan hastalara tedaviye başlamadan önce ben haritalaması yapılır ve yüksek riskli benler not edilir. Daha sonra hastalara belli aralıklarla ben muayenesi ve tüm vücut deri muayenesi uygulanır.

 

Hasta ışık tedavisinden yarar görmezse hangi adıma geçilir?

Hastalar kremlerden ve/veya ışık tedavisinden yarar görmezse sistemik tedavi dediğimiz tablet veya iğne tedavisine geçilir. Bu ilaçlarda sedefin oluşmasında rol oynayan bazı maddelerin etkisizleştirilmesi hedeflenir. Klasik olarak metotreksat, siklosporin veya asitretin dediğimiz ilaçların kullanılmasına hastanın yaşına, cinsiyetine, gebelik durumuna veya planına, yüksek kolesterol varlığına, eklem ağrısı/sedef romatizması olup olmaması gibi durumlara göre karar verilir. Bu ilaçlar etkisiz olduğunda, yan etki gösterdiğinde veya kullanılmasının uygunsuz olduğu durumlarda biyolojik ajan dediğimiz üst tedavilere geçilebilir. Bu ajanların tercihinde yine yukarıda bahsedilen durumlar değerlendirilir. Biyolojik ajanlar sedefin oluşmasında rol oynadığı kanıtlanmış, kanda dolaşarak deri hücrelerinde sedef hastalığının tahribatına yol açan maddelere karşı geliştirilmiş moleküllerdir. İki haftada bir, ayda bir veya üç ayda bir kullanılan farklı ilaçlar piyasada mevcuttur. Hastanın durumuna ve diğer faktörlere göre hasta ile konuşup ajanlardan birisi seçilebilir. Herhangi bir biyolojik ajana karşı yan etki oluşursa veya direnç gelişirse diğer biyolojik ajanlara geçilebilir.

Sedef tedavisi ne kadar sürüyor?

Uygun sedef tedavisi ile hastalarda yanıt elde edilmesine rağmen sedefin kronik ve tekrarlayıcı bir hastalık olduğu unutulmamalıdır.  Hastalığa neden olabilecek birçok faktör ortaya koyulup tartışılsa da hala sedefin nedeni kesin olarak bilinmemektedir. Bu nedenle de kökten bir çözüm ya da ilaç yoktur. Hastalar bazı ilaçların kullanımında veya üst solunum yolu infeksiyonu gibi rahatsızlıklar geçirdiklerinde ara ara atak geçirip yeni lezyonlar çıkarabilirler. Sedef hastalığı iyileşip bir daha hiç çıkmayabilir ama bu oran düşüktür. Sedef hastalığı genelde tekrar eder. Bizim için başarı, hastayı tedavi ettikten sonra uzun süre yaraların ortaya çıkmamasıdır. Örneğin beş veya on yıl gibi sürelerde hastalıktan temizlenmiş olmak ve yara görmemek başarıdır.

 

Sedef saçlı derideyse tedavi nasıl planlanıyor?

Öncelikle saç sedefinin saçta dökülmeye yol açmadığı konusunda hastalar bilgilendirilmelidir. Saç sedefi eğer çok kabuklu ise keratolitik dediğimiz sedefli dokuyu soyarak incelten ve kabukları döken tedaviler uygulanabilir. Bunun dışında zeytinyağı veya badem yağı gibi kabukları yumuşatarak kaldıran tedaviler de verilebilir. Kabuklar kalktıktan sonra yerel kortizon ve/veya D vitamini türevi losyonlar uygulanabilir. Eğer saçlı deri sedefi çok yaygınsa, hastanın yaşam kalitesini olumsuz etkiliyorsa ve yerel tedavilere yanıtsız ise tarak şeklinde ultraviyole tedavisi, yukarıda bahsedilen geleneksel sistemik tedaviler ve biyolojik ilaçlar kullanılabilir. Saçlı deri sedefi olan hastalarda özel yapma ilaçların ve şampuanların kullanımı tedaviye yardımcı ve önemli bir basamaktır.

 

Peki tırnak sedefi nasıl tedavi ediliyor?

Tırnak tutulumu sedef hastalığında oldukça yaygındır. Ancak tırnak hastalığı sadece sedef yaralarına eşlik etmez ve tek başına tırnak sedefi olarak da karşımıza çıkabilir. El tırnakları ayak tırnaklarından daha çok etkilenir. Tırnak sedefi tedaviye oldukça dirençli bir durumdur. Tırnak sedefinde tırnaklar çarpma gibi mekanik travmalara karşı korunmalıdır. Manikür ve pedikür uygulamaları tırnağın koruyucu bariyerine zarar verdiği için uygulanmamalıdır. Oje uygulamalarından ve deterjanlarla temastan, kimyasal zarara neden olabileceği için mümkün olduğunca kaçınılmalıdır. Tırnakları doğru nemlendirmeye özen gösterilmelidir. Bunların dışında tırnak yatağına krem veya solüsyon olarak uygulanabilen D vitamini yapısında ilaçlar ve/veya kortizonlar uygulanabilir. Ayrıca ultraviyole ışıklarından da tedavide yararlanılabilir. Tedaviye dirençli bazı hastalarda geleneksel sistemik ilaçlardan veya biyolojik ajanlardan faydalanılabilir.  

 

Yararsız tedaviler nelerdir?

Sedef hastalığı iltihabik yani infeksiyöz bir hastalık olmadığı için yaralar ikincil infekte olmadıkça sistemik veya yerel antibiyotiklerin kullanımı yararsızdır. Antibiyotiklerin sedef tedavisinde yeri yoktur. Yine aynı şekilde mantar ilaçları da bu hastalığın tedavisinde yararlı değildir. Ağızdan alınan ya da enjekte edilen kortizonlu ilaçlar (sedef hastalığının bir kaç özel şekli hariç) sedef hastalığında kullanılmamalıdır. İlk başlarda hızlı bir iyileşme sağlarlar fakat daha sonra çok daha şiddetli bir şekilde yaralar ortaya çıkar. Hacamat ve kupa çekme gibi tedaviler deride mekanik travma yarattığı için ve bu travma alanlarında yeni sedef lezyonları çıkacağı için zararlıdır ve uygulanmamalıdır.

 

Sedef tedavisinde yenilik var mı?

Sedef hastalığını şiddetine ve vücutta kapladığı yüzey alanı miktarına göre  hafif, orta veya şiddetli olarak tanımlıyoruz. Orta ve şiddetli sedef hastalığının tedavisi için son yıllarda çok sayıda, yeni ve başarılı ilaçlar kullanabilmekteyiz. Bu tedavilerin genel adlandırması biyolojik tedavilerdir. Ülkemizde şu anda sedef hastalığı için aktif olarak yedi çeşit biyolojik tedavi reçete edebiliyoruz. Bu ilaçların sayısı ve başarısı her geçen gün giderek artıyor. Biyolojik ajanlar daha etkili yeni tedavilerdir. Haftalık, aylık, üç ayda bir gibi farklı aralıklarla yapılan iğne ya da serum tedavileridir.

 

Biyolojik tedaviler nasıl etki ediyor?

Sedef hastalığında bağışıklık sistemi belli aşamalarda, normal kişilere kıyasla, aşırı çalışıyor diyebiliriz. Biyolojik tedaviler sedef hastalığına neden olan bu aşırı düzeydeki yanıtları normale döndüren ilaçlardır. Biyolojik tedaviler bunu yaparken bütün bağışıklık sistemini baskılamıyor. Yapılan çalışmaların ışığında mümkün olduğunca hedefe yönelik, yani, sadece sedef hastalığında rolü olan belirli basamakları etkisiz hale getiriyorlar. Bu sayede hem deride hem de eklemlerde sedefin yarattığı sorunları ortadan kaldırabiliyorlar. Derimizdeki inflamasyon yolaklarının değişik basamaklarına etki ederek antiinflamatuar etki gösterirler.

 

Nasıl kullanılıyor?

Biyolojik tedaviler sadece üniversite ya da eğitim ve araştırma hastanelerinde reçete edilebilmektedir. Tedavi öncesinde ve tedavi boyunca düzenli aralıklarla hastaların kan tahlilleri ve çeşitli ileri tetkikleri yapılmaktadır. Biyolojik tedavilerin kullanılması için, daha önceden diğer tedavilerin kullanılmış olması ve onlara direnç geliştiğinin ifade edilmesi gerekmektedir. Genelde deri altına, yağ içine enjeksiyon yapılarak veya daha nadiren damar yolundan hastane ortamında uygulanmaktadır. Bazı ilaçların enjeksiyonlarını hastalar evde kendileri de yapabilmektedir. İlaçlara göre uygulama aralıkları haftada iki defadan üç ayda bir defaya kadar değişmektedir.

 

 

Başarı oranı nedir?

Günümüzde sedef hastalığını tamamen ortadan kaldıran bir tedavi yoktur, fakat etkili tedaviler bulunmaktadır. Benzetme yapacak olursak, hipertansiyon hastalığının kökten bir çözümü yoktur fakat tedavi ile hastalar tamamen normal tansiyon değerlerine ulaşabilmektedirler.  Biyolojik tedaviler sedef hastalığı için elimizdeki en güçlü silah ve en etkili tedavi seçenekleridir. Genelde birkaç hafta sonra döküntülerde azalma gözlenmeye başlamaktadır. Yeterli bir sürenin sonunda ise hastaların büyük çoğunluğunda, yaklaşık bir sayı verecek olursak 10 hastanın 8’inde, döküntülerin en az %75’i kaybolmaktadır.

 

İlaçlar pahalı mıdır?

Evet biyolojik tedaviler özel teknolojiler ile üretildikleri için pahalı ilaçlardır. Bu nedenle ülkemizde de Avrupa’da ve Amerika’da olduğu gibi, geleneksel dediğimiz daha eski tedavilere yanıt vermeyen sedef hastalarında veya bu geleneksel tedavileri kullanması uygun olmayan hastalarda tercih edilmektedir. Bu gruptaki sedef hastalar için ülkemizde Sosyal Güvenlik Kurumu’nun geri ödeme kapsamındaki ilaçlar arasındadır.

 

Yan etkileri var mıdır?

Biyolojik tedaviler güvenli ilaçlardır; yeri geldiğinde çocuklarda da reçete edebiliyoruz. Gebelik kategorisi B sınıfı ilaçlardır. Yani gebelerde de ihtiyaç olduğu zaman kullanılabilecek ilaçlardır. Tabii ki her ilaçta olduğu gibi bu ilaçlarla da yan etkiler gelişebilir. Bunlar arasında en sık gördüklerimiz baş ağrısı, eklem ağrısı, nezle ve iğne yapılan yerde ağrı ve şişlik gibi hafif  ve önemsiz yan etkilerdir. Bunların dışında çok nadiren de olsa verem ve sarılık (hepatit) gibi infeksiyonlar gelişebilmektedir. Bu durumu engelleyebilmek için her hastada biyolojik tedaviye başlamadan önce detaylı tahliller yaparak vücutta gizli saklı hiçbir infeksiyon odağı olmadığına emin olmak gerekir. Yine kendisinde veya ailesinde multipl skeleroz (MS) hastalığı veya inflamatuvar bağırsak hastalığı olanlarda, bazı biyolojik ilaçlar bu hastalıkları tetikleyebilmektedir. Son olarak biyolojik tedavilerin kanser riskini arttırdığına dair bir veri yoktur. Fakat tedaviden önce bilinen kanser tanısı olan kişilere biyolojik ajanlardan başlamıyoruz veya tedavi sırasında kanser tehşisi alan hastalarda biyolojik ilaçları kesiyoruz.

 

İlacın devamlı mı kullanılması lazım?

Biyolojik tedaviler düzenli kullanıldığında daha etkili olmaktadır. İlaçlar bırakıldığında, her zaman olmasa da, çoğu hastada 6 ay içinde sedef yaraları tekrarlayabilmektedir. Yine, biyolojik tedaviler bırakılıp tekrar başlandığında etkinlik kaybı olabilmektedir. Kabaca bir süre vermek gerekirse en az 1 yıl süreyle biyolojik tedavilere devam ediyoruz. Daha uzun yıllar boyunca tedaviden fayda gören ve bu nedenle tedaviye devam eden hastalarımız da vardır.

 

Sedef şikayetlerini azaltmak için 10 öneride bulunabilir misiniz? 

  1. Sedef hastalığının tedavisini konunun uzmanı dermatologlara bırakın

Sedef hastalığı uzun yıllar devam eden kronik bir hastalıktır. Sedef hastalığı hafif olduğunda çeşitli kremler ile yaygın olduğunda ise çeşitli tablet veya iğne tedavileri ile kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Günümüzde düzenli olarak doktor kontrolünde çeşitli ilaçların kullanımı ile sedef hastalığında tam veya tama yakın temizlenme sağlanabilmektedir. Bununla beraber, yanlış tedaviler uygulandığı takdirde sedef hastalarında hastane yatışı gerektirebilecek şiddette alevlenmeler gözlenebilir. Çeşitli alternatif yöntemler veya uzman olmayan kişilerin görüşleri ile yapılan uygulamalar sonrası sedef yaygınlaşabilir veya iltihaplı hale dönüşebilir. Bazen tüm vücutta yaygın bir kızarıklık, bazen de tüm vücudu saran akne benzeri küçük içi beyaz yaralar ortaya çıkabilir. Bu duruma en önemli örnek kortizon içeren iğnelerin kalçadan yapılması ya da kortizon haplarının ağızdan alınmasıdır. Sedef hastaları hekim kontrolünde uygun sürelerde ve uygun bölgelere kortizon kremlerini sürebilirler. Fakat uzun süre aynı yere, güçlü kortizonlu kremlerin kullanılması, deride incelme gibi istemediğimiz yan tesirlere neden olabilir. Yine sedef romatizması varsa kortizon hapları kullanılabilir. Fakat kalçadan kas içine yapılan kortizon iğneleri asla uygulanmasını istemediğimiz, yanlış bir yöntemdir. Sedef döküntüleri ilk başta kortizonun etkisiyle çok çabuk kaybolur fakat ardından çok şiddetli bir şekilde geri dönerek hastalarımızı çok zor bir duruma sokmaktadır.

 

  1. Sigarayı bırakın

Sigara sedef hastalığının ortaya çıkmasına veya var olan hastalığın şiddetlenmesine neden olabilir.  Günde 20 adetten daha çok sigara kullanımı, ciddi sedef gelişme riskini iki kattan daha fazla artırır. Bu artış özellikle kadınlarda daha belirgindir. Ayrıca, sigaranın neden olduğu kalp hastalıkları, hipertansiyon, inme ve damar sertliği gibi durumlar sedef hastalarında daha hızlı ve daha sık meydana gelebilir.  Sedef hastalarının sigarayı bırakmaları hem hastalığın hafiflemesini hem de kalp damar hastalıklarından korunabilmelerini sağlar.

 

  1. Stres için destek alın

Sedef hastalığı psikosomatik diye bilinen hastalıklardan birisidir. Sedef hastalığı psikolojik stresler ile alevlenebilmektedir. Ayrıca sedef hastalığı deriyi etkileyen kronik bir hastalık olduğu için hastalarımız mevcut durum nedeniyle de psikolojik stres yaşabilmektedir. Uzun süredir şikayetleri olan hastalar umutsuzluğa kapılarak tedaviyi reddedebilmektedir. Oysa ki, düzenli kullanıldığında sedef hastaları tedavilerden fayda görür. Bu nedenle sedef hastalığında ihtiyaç duyulan durumlarda psikolojik destek alınması hayat kalitesini ve sedef hastalığını belirgin olarak düzeltebilir.

 

  1. Cildinizi nemlendirin

Kuruluk kaşıntıya, kaşıntı da sedef yaralarının ortaya çıkmasına neden olur. Yağlı nemlendirici kremler ve merhemler deri kuruluğunu azaltarak hem kaşıntı hem de kabuklanma ve pullanma gibi şikayetlerin azalmasını sağlar. Ayrıca nemlendirici ile sedef döküntüleri yumuşadığı için sürülen ilaçlar daha iyi nüfuz edebilir ve dolayısıyla ilaçlar daha iyi etki sağlar. Bu nedenle diğer sedef ilaçlarını sürmeden yarım saat önce nemlendirici sürülmesini önermekteyiz. Çok hafif olgularda yalnızca nemlendiriciler ile bile hastalığın kontrolü sağlanabilmektedir. Özellikle gebelerde ve çocuklarda nemlendiriciler sedef hastalığının tedavisinde önemli yer tutar. Yine saç derisinde sedef kabukları kalın olabilmektedir. Bu bölgenin nemlendirilmesi ve kabukların yumuşatılması amacıyla hem çocuklarda hem de erişkinlerde diğer tedavilere ek olarak zeytinyağı kullanılabilir.

 

  1. Güneşe çıkın ama yanmayın

Güneş ışığı deride yanık yapmamak kaydı ile sedef hastalarının büyük çoğunluğuna fayda etmektedir. Hastanelerde kullandığımız fototerapi kabinlerindeki lambalar ultraviyolenin farklı dalga boylarını vermektedirler. Güneşin dik olmadığı saatlerde, örneğin 16:00 sonrası, kısa süreli güneş maruziyetleri sedef yaralarının azalmasını sağlayabilir.

 

  1. Kilonuza dikkat edin

Aşırı kilolu veya obez kişilerde sedef hastalığı daha şiddetli seyredebilir. Bu nedenle sedef hastalarının kilo almaktan kaçınması gerekir. Ayrıca aşırı kilolu hastalarda sedef tedavilerinin etkinliği azalabilmektedir. Kilo kaybı için özellikle karbonhidratların azaltılması önerilse de her şekilde kilo kaybı faydalı olabilir.

 

  1. Kaşımayın

Sedef hastalarının bir kısmında kaşıntı şikayeti olabilmektedir. Sedef döküntülerini kaşımak veya kabuklarını koparmak gibi davranışlardan kaçının. Sağlam bir deriyi künt bir cisimle travmatize ederseniz, iki hafta sonra sedef yaraları çıkabilir. Deriyi kaşıma ve koparma sedef hastalığının kötüleşmesine neden olmaktadır. Böyle bir durumda hekiminizin reçete edeceği kremler ve haplar ile kaşıntıyı engellemek en doğru yöntemdir.  Ayrıca lazer işlemleri, cerrahi işlemler, dövmeler gibi derinin hasar gördüğü durumlarda da sedef hastalığı alevlenebilmektedir.

 

  1. Egzersiz yapın

Sedef hastalarına günde 30-60 dakikalık yürüyüş veya çeşitli egzersizler önermekteyiz. Beş ay boyunca düzenli egzersiz ve kilo kaybı ile sedef şikayetleri yarı yarıya azalabilmektedir. Düzenli egzersiz aynı zamanda kişinin psikolojisini de düzelteceğinden sedef hastalığına iyi gelir.

 

  1. Alkol kullanmayın

Alkol kullanımının sedef hastalığının ortaya çıkmasına veya alevlenmesine neden olabildiği bilinmektedir. Alkol kullanımı ayrıca sedef tedavilerinin etkinliğini bozabilir. Ayrıca sedef hastalığında kullanılan ilaçlarla birlikte alkol almak karaciğeri zorlayabilir.

 

  1. Sedef hastalığını alevlendiren ilaçları kullanmaktan kaçının

Sedef hastalarının döküntüleri kullandıkları ilaçlar nedeniyle alevlenebilmektedir. Sedef hastalarının kendilerine ilaç reçete edilirken, hekimlerine mutlaka sedef tanılarının olduğunu belirtmesi gerekmektedir. Örneğin bazı ağrı kesiciler, antibiyotikler, antipsikotik ve bazı tansiyon ilaçları sedefi arttırabilmektedir. Tabii ki sağlığınız için bu ilaçları kullanmak zorunda olabilirsiniz. Ama eğer mümkün ise sedefi arttıracak ilaçlar yerine aynı durumu tedavi edebilecek başka ilaçların tercih edilmesini öneriyoruz.

Prof. Dr. Zekayi Kutlubay

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi

Deri ve Zührevi Hastalıkları Anabilim Dalı